• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • İstanbul 16 °C
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu

İflas!

Turgut Yüksekdağ

Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz (ben beğenmeyeler grubundan oldum her zaman) bu ülkenin bir düzeni vardı. Daha devletçi bir düzen vardı hayatımızda. Askerin daha hakim olduğu, bürokrasinin kendini daha üstün gördüğü, kabul edelim ya da etmeyelim Amerika’nın etkisinin her yerde hissedildiği bir düzen. Hiçbir zaman özgür olmadık, işler hiçbir zaman iyi gitmedi, hiçbir zaman hızlı da olmadık. Dik duran bir devlet olduğumuz da söylenemez.

Ama..

Ama yine de bir düzen vardı.

Devamlı kavga da etseler yasama, yürütme, yargı vardı.

Bazısı hükümete yakın da olsa basın vardı, işi devamlı eleştirmek olan gazeteciler vardı.

Bir türlü aşılamayan kanunlar vardı. Bazen sıkıcı olan ama bir mutabakata varıp da değiştirilemeyen kanunlar.

Hepsi alt üst oldu.

Ne oldu, nasıl oldu? Ama altüst oldu.

Bugün devlet iflas etmiştir.

 

12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir eve yapılan baskınla başlayan süreçte Ergenekon, Balyoz vb. isimlerle açılan davaları hatırlamayan var mı? Bu süre içindeki baskınları, suçlamaları, haberleri. Her güne farklı şokla uyandık. Yıllarımız bu davaların hikâyelerini dinlemekle geçti. İnanamayacağımız insanlar tutuklandı. Her yerden bir belge çıktı, doğru mu yanlış mı olduğunu bile sorgulamadık. Bavullar, çuvallar açıldı. Daha dün gibi; Başbakan Yardımcısına suikast girişimi vardı değil mi? Ortada silah yok, ağıza atılıp yutulan kroki var. Kimse bu ne komik bir suikast girişimi bile demedi. Gömülen silahlar, krokiler, planlar vs vs. Ne kadar karmaşık, kaotik günler yaşadık. Yürütmenin başı konumundaki Başbakan; “ben bu davanın savcısıyım” diyerek adeta yargının da başına geçti bu süreçte.

Yapılan anketlerde en güvenilen kurum olan askeriye allak bullak olurken, daha düne kadar kahraman ilan edilen askerler tutsak oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı “terör örgütü liderliği” suçlaması ile hapse atıldı. Emrinde 1 milyon asker olan komutan “bir de örgüt mü kurmuş” dedik ama nafile, kimse dinlemedi.

Devlet içinde devlet var, komplolar kuruluyor” diye kitap yazan bir dönemin kahraman polis müdürü Hanefi Avcı, sol bir örgütün liderlerinden olduğu iddiası ile tutuklandı. Bir nevi akıl tutulması bizim için.

Tüm bu süreçte hep aynı şeyleri söyledik; suçlar cezasız kalmasın ama bu davalarda bir tuhaflık var. Deliller yeterli değil, deliller uydurma dedik. Bununla ilgili onlarca kitap yazıldı. Ama olmadı, devlet içinde (ya da dışında) bir grup kararını vermiş gibiydi. Kararlar verildi, toplumun önemli bir kesiminin suçluluğuna inanmadığı insanlar uzun hapis cezaları aldılar.

Bu süreçte hükümet ne yaptı?

Hep davanın savunucusu oldu. “Görün bakın daha neler çıkacak” diyerek davanın giderek genişleyeceğini ima ettiler, genişledi de.

Doğru olduğuna inandığımız şeyleri söylediğimiz içim “muhalif” “darbe savunucusu” ilan edildik, eh çok da küfür yedik. Ama anlatamadığımız şuydu hep; adalet sistemi çöküyor, bir el adalet sistemini yerle bir ediyor, hükümette buna çanak tutuyor. Net olarak görülen bu durumu nasıl oluyor da görmüyorsunuz dedik, dediğimizle ve yediğimiz küfürle kaldık.

Bugün gelinen nokta ne peki?

Devlet içinde “paralel devlet” var diyor Başbakan. Gerçekten mi?

Düşün bak “ben bile” söylemişim bunu yıllardır, 11 yıldır ülkeyi yönetenler görmemiş mi? Görmemesi mümkün mü? Eğer görmemişse sırf bunun için bile koltukta bir dakika bile oturmamaları gerekiyor.

Ergenekon ve Balyoz davaları yeniden görülmeli diyorlar.

Ah! İnanılır gibi değil.

Peki bu sürede sırf bu davalar nedeni ile yıllardır içeride yatan insanların hayatları ne olacak. Yaşadığımız travmalar ne olacak? Bu sürede yazdıklarım, söylediklerim için bana sırtını dönen arkadaşlarım ne olacak. Bugün hepsi “ya biliyor musunuz paralel devlet varmış” diyorlar. Günaydın Arkadaşlar.

Rasim Ozan Kütahyalı bile “yanılmışız” dedi. Valla dedi, düşünün artık.

Adalet sistemi çökmüştür.

Senin savcın, benim savcım dönemi başlamıştır.

İşine gelmediği zaman istediğin müdürü görevden alma dönemi başlamıştır. İstediğin kanununu değiştirme dönemi başlamıştır. Adli Kolluk Yasasını hükümet değiştiriyor, yargı sistemi iptal ediyor. Başbakan “hallederiz, merak etmeyin” diyor. Tam da bu hale geldi yargı artık. Geçen 11 yıllık sürede adalet adına yapılan “saraylar” dışında görünen hiçbir şeyimiz kalmadı. Çöktü.

Sadece adalet mi?

Eğitim sistemi çökmedi mi?

En son sistem 4+4+4’tü değil mi? Ne oldu, ne geçti elimize? Durum durup imam hatipleri tartışıyoruz. En basit sorunun cevabını bile bulamamışız; çocuklarımız neden hala tahta sıralarda oturuyor?

İç politika çok mu iyi? Çökmedi mi?

Artık Türkiye içinde Kürdistan’ımız var. Eğer memnunsanız, hiç problemi yok. Ya da bu kadarla kalacağına inanıyorsanız. Başbakanın bir yanında Barzani bir yanında Perwer, açılış yapıyorlar. Güzel görüntü değil mi?

Dış politika çöktü.

Anlatmaya gerek var var mı? Bir kaşık suda bizi boğacak bir sürü komşumuz var.

Basın çöktü.

Yandaş olmayana ekmek yok durumunu geçtim, buna alıştık. Ama adını bile bilmediğimiz, yayvan konuşmalı, ağzı salyalı, söylediğine kendi bile inanmayan (ya da delicesine inanan) acayip bir yazarlar güruhu oluştu. Tutarlılığı olmayan bu gençler devamlı konuşuyorlar ve hep bir komplo anlatıyorlar. Dinlerken daralıyorum.

Sağlık sisteminin ne durumda olduğunu anlamak mümkün değil çünkü hergün birşeyler değişiyor.

 

Belki de en önemlisi devletin kurumları arasında adına “savaş” denilebilecek bir karmaşa ortamı doğdu. Herşey karmakarışık. Kim kimin nesi, kim kimin peşinde anlayamıyoruz. Herkes birbirinin açığını kovalıyor.

Tüm bu problemler içinde Halkbank, ayakkabı kutusu, para sayma makinesi “sorun” bile değil. Bunlar çözülür. Ama tüm cıvataları gevşememiş, yerinden çıkmış bir devleti nasıl düzene oturtacaksınız?

Bu arada Halkbank ve Rıza Sarraf operasyonu da doğru olarak anlatılmadı bence. Hükümetin belki de en masum olduğu konulardan birisi bu konu. Çünkü ekonomik olarak değerlendirilecek çok konu var. Yan komşuda para var, senin paraya ihtiyacın var, o da al bu parayı değerlendir ama kimse duymasın, görmesin diyor. Yapar mıydınız yoksa Amerika yapma dediği için yapmaz mıydınız? Düşünün… Bunu yaparken biraz da cebime alayım denmiş midir, denmemiş midir? Burası da başka bir soru ama kim araştıracak ki?

Dedim ya, bunlar çözülür.

Gidenler nasıl geri gelecek? Adalet terazisi nasıl sağlanacak?

11 Yıldır ülkeyi yöneten hükümet “paralel devlet var” demişse biz kime güveneceğiz?

Bildiğim bir şey var artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü güvenilecek kurum kalmadı ülkede. Güvenilecek siyasetçi kalmadı. Güvenilecek parti kalmadı.

Bırakalım artık parti ya da çıkar gözlükleri ile bakmayı. Ne hükümetin ne de yaşanan bu süreçte etliye sütlüye dokunmadan bu karmaşadan bana ne düşer diye bekleyen muhalefetin bu ülkeye verecek bir şeyi kalmamıştır.


Devlet iflas etmiştir.

Hem kendisi, hem paraleli…


Turgut Yüksekdağ / Twitter: @turgutyuksekdag


Bu yazı toplam 511 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Şehri İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 65 41 | Faks : 0 212 217 65 50 | Haber Scripti: CM Bilişim