• BIST 94.896
  • Altın 281,926
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • İstanbul 19 °C
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu

Kapının Ardında Kalan Aşk'tan

Turgut Yüksekdağ

Sessizce kapıyı kapattı ve dışarı çıktı.

Oysa az önce o kapıyı kırarcasına çıkmak vurup çıkmak istiyordu. O hışımla almıştı hafif kırmızıya çalan montunu. Çantasını, ayakkabısını alırken bir taraftan da telefonunu kontrol ediyordu. Nedense bir sakinlik gelmişti, kızgınlığı geçmiş miyidi? Telefon? Her zamanki gibi, şarjı bitmek üzereydi. Biterse bitsin!

Kapının kapanma sesi ile sensörlü lambanın yanması bir oldu.

Kahretsin!

Kim icat etti bu sensör saçmalığını? Beni görüyor ve yanıyor. Valla bravo!

Ben 10 saniyede olsa karanlıkta kalmak istiyorum diye düşündü. Evet evet karanlıkta. Ama 10 saniye falan değil. Çok uzun süre karanlıkta kalmak istiyorum.

Işığın sönmesi ile tekrar yanması arasında geçen saliselik süreyi büyük özgürlük olarak düşündü bir an. Ve o saliselik sürede onun gözlerini gördü. Gözleri gözlerine değdi.

Gitme mi diyordu yoksa?

Sahi hala neden kapının önündeyim ben?

Beni görüyor mudur?

Bakıyorsa görüyordur.

Açar mı kapıyı acaba?

Bakıyorsa açar.

Yavaşça ayakkabılarını giymeye çalıştı. Böyle bir gün için topuklu ayakkabı çok da doğru olmadıysa da yapacak birşey yok. Canım böyle olacağını kim biliyordu ki. Kırmızıya çalan mont, topuklu ayakkabı, beyaz gömlek, tamam üstten iki düğmesi de açık beyaz gömlek,  kırmızıya çalan ruj ve vazgeçemediği jean. Görse Serenay kıskanır dedi hınzır gülümsemesi ile.

Ne çok konuştun kendi kendine.

Twitter'a bir göz attı asansörü beklerken.

Ahmet Hakan ile Melih Gökçek atışması var yine. Baydılar ama yaa.

O yazmamış mı birşey?

Asansöre binerken bir kez daha baktı kapıya.

Belki açılır.

Açıldı.

Asansörün kapısı açıldı.

Gitmek zamanı, geri dönmek olmaz bu saatten sonra. Zaten dönmek istemiyorum dedi.

Yalan. İstiyorum!

Kapısı kapanırken asansörün en son ne dediğini düşündü.

Ne demişti ki?

Seviyorum?

Demiş miydi?

Demişti.

Ben daha çok seviyorum diye düşündü asansördeki numaralar 0'ı gösterdiğinde.

Seviyorum ve gidiyorum.

Deli misin sorusunun yanıtını aradığında artık Eylül'ün soğuğu yüzüne vurmaya başlamıştı bile.

İstemez eli telefonuna gitti yine, bütün sosyal medya sayfalarına teker teker baktı.

Ben 4 kat inene kadar Nil'in 4 fotoğrafını beğenmiş Instagram'da!

Adi!

Hızlı hızlı yürürken aklındaki soru ne kadar da sadeleşmişti; nereye gideceğim ben?

Nil?

Yok onun işini sonra görürüm!

Annem?

Offf o da soracakta soracak.

Aramadı değil mi?

Aramaz artık.

Ben de aramayacağım!

 

Söylemiştim, politika yazmak artık gereksizdir bu ülkede.

E o zaman aşkı yazalım.

Son kitabım; "Kapının Ardında Kalan Aşk"ın bir bölümünü paylaşmak istedim.

Aşk güzeldir.

Kapının ardında kalanlar değil sıkı sıkı sarılabildiğiniz aşklar en güzeli!

Aşk'la yaşayın, Aşk'la kalın!

Turgut Yüksekdağ / Twitter: @turgutyuksekdag

Bu yazı toplam 1605 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Şehri İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 65 41 | Faks : 0 212 217 65 50 | Haber Scripti: CM Bilişim