Bırakın Telefonu Elinizden

Turgut Yüksekdağ
Yüzler asık, hava kasvetli, içimiz sıkkın. Gülemiyoruz, gülmek için sebeplerimiz azaldı.
Son dönemde en çok neye güldünüz? Sosyal medya üzerinden izlediğiniz bir video ya da karikatür olma ihtimali ne kadar yüksek değil mi? Gülmek bile değil, kısa gülümsemeler var hayatımızda, kısa anlar, kısa mutluluklar.
Gırgır’ın neredeyse bir milyon sattığı, Gırgır – Fırt rekabetinin en üst noktaya ulaştığı, Avanak Apti’nin, Muhlis Bey’in halk kahramanı olduğu bir ülke burası. Ve tüm bu hikayeler çok eski değil.
Zeki-Metin’in yıllarca kapalı gişe oynadığı, hala daha repliklerinin dillerde olduğu bir kuşağı yaşadık. En çok satan albümler listesinin bir numarasında yer aldı haftalarca Zeki-Metin’in oyunlarının kasetleri. Video değil bildiğiniz teyp kaseti. Tiyatro oyunlarının kasetlerden dinlendiği bir dönemden bahsediyoruz. Sanki ilk çağ gibi gelse de hiç o kadar eski değil.
Kemal Sunal’ın filmlerine bugün dudak bükenler o günlerde sinema önlerinde kuyruk oluyordu. İnek Şaban ile başlayan ve yıllarca devam eden bir efsane Kemal Sunal. Ve hala filmlerinin gösteriliyor olması, izleniyor olması ne kadar tuhaf değil mi?
Hababam Sınıfının yeni versiyonunun da kötü taklitlerinin de asla eski tadı vermemesinin sebebi ne?
İlyas Salman’ı sevmeyenler bile Çiçek Abbas’daki “Şaaaakiiiirrrrr” repliğini nasıl unutur. İzlerken hala gülebildiğimiz Çiçek Abbas’ın yönetmeni Sinan Çetin ne yapıyor bugün? Neden yeni bir Çiçek Abbas yok hayatımızda?
Barış Manço’nun Adam Olacak Çocuk’u için geçerdik televizyonun karşısına. Perihan Abla da fenomendi Süper Baba’da.
Levent Kırca (Oya Başar ve Köksal Engür’le beraber) ve Olacak O Kadar ekran başına kitlerdi bizi. Bugün hala anlatılır jet ski hikayeleri.
Gülmek için sebeplerimiz azaldıkça güldürenlerin sayısı da gitgide azalıyor.
Hayat bizi bu kadar mı yordu? Aslında yormadı ama tembelleştirdi.
Mekanik bir hayattan dijital bir hayata geçtik son on, onbeş yılda. Hayatımız kolaylaşıyor sanıyoruz ama reflekslerimizi kaybediyoruz. Vücut hareket etmedikçe bazı yeteneklerini de kaybediyor. Gülemiyoruz mesela. Dolu dolu gülemiyoruz.
Futbol maçı seyretmiyoruz, golleri cepten izliyoruz. Filmleri sinemada değil internet üzerinden izliyoruz. Dizileri izlemiyoruz, kaydediyoruz. Albüm almıyoruz, internetten indiriyoruz. Her gün daha kolayı, her gün daha az çaba gerektireni.
Son 15 yıldır Cem Yılmaz fenomeni dışında bizi kahkahaya doyuran ve sürekliliği olan ne var hayatımızda. Filmleri ya da gösterileri bir yana reklam filmlerini bile izliyoruz Cem Yılmaz’ın. Mekanik dünyadan dijital dünyaya taşıyabildiğimiz, gülebildiğimiz tek kişi Cem Yılmaz.
 
Elimizdeki telefonlar ile hayatın tüm sıkıntısını elimizde taşıyoruz. Eskiden bir haber saati vardı ve tüm haberler o saatte öğrenilirdi. Şimdi o saate kadar haberler eskiyor. Anlık yaşıyoruz tüm yaşamı ve sıkıntıları. Elimiz her dakika telefonlarımızda. Sevdiğimiz, sevmediğimiz herşey parmaklarımızın ucunda. Dost, düşman hep yanımızda.
Hepimiz yazarız, hepimiz eleştirmen, hepimiz politikacı. Eskiden çok uzak görünen herşey çok yakın, ulaşması çok kolay. “Sütü Seven Kamyoncu” olarak sadece sosyal medyada kanalı ile ünlenen gençler ilk uzun metrajlı filmlerini çektiler bile.
Ve vazgeçemiyoruz. Vazgeçemiyoruz dijital hayatın kolaylıklarından.
Gevşetin biraz hayatın vidalarını, biraz emek sarf edin. Kıpırdayın. Ekmek almak için markete değil, fırına gidin. Pazarın kokusunu alın, pazarcılara kulak verin. Çocuğunuzu parka siz götürün. Mizah dergileri alın. Eşinizin, sevgilinizin gözlerine bakın. Gülebilmek için yine de destek gerekiyorsa göz ucuyla İşler Güçler’i izleyin.
Ve en önemlisi bırakın telefonu elinizden, en azından evdeyken. Hayat böyle çok daha güzel.