Şükran Günü

Deniz Batu Ebinç
 
Yüzyıllar evvel bir Türkmen’e nereden geldin diye sorsan; sana nereden geldiğini belki tam olarak ifade edemez, senin düşündüğün gibi o; işte şurası diyemez, nokta belirtemez, yer söyleyemezdi; fakat Asya’dan geldim derdi, göğsünü gererek… Çünkü Asya; ovaydı, bahardı, vatandı, onun için… Ve sonra devam ederdi yüzünde ekşi bir tebessüm ile… Önce Hazarı geçmek gerek! Boynu düşer sağ yanına bir an dalıp gittikten sonra başını tekrar kaldırır, nemli gözleri ile… Sonra soğuk iklimin hüküm sürdüğü dağlara, yaylalara doğru gitmek gerek, diyebilirdi! Sonra bir daha dalar: işte diyerek söze başlayıp Rusya ile Çin’in arasındaki: ovaları, yaylaları, yeşillikleri, güzellikleri, doğayı anlatabilirdi… Çünkü Türklük, çünkü Türkmenlik: doğaydı, bahardı, kardeşlikti, mertlik, yiğitlikti, ıssız ovalarda, garip dağlarda kardeşine sarılıp aşını paylaşmak, sevgiyle kucaklaşmaktı. 
 
Havadan ve sudan temizlenen hastalık yapıcı haşere (cemre) toprağa düşüp kaybolunca, ağaçlarda tomurcuklar çatlayıp çiçek açınca, çimenler arasından uzanan süt yapıcı sarıçiçekler baş gösterip günler artık uzamaya başlayınca, kuzular doğup kuşlar cıvıldamaya başlayınca, Türk’e, bayramdı, Türkmen’e, bayramdı, doğaya, dünyaya bayramdı… Kışın hastalığı, soğuğu karı geride kalmış, güneş artık daha sık yüzünü göstermişti. İşte Türk bin yıllar evvel o adres veremediği topraklarda bunu kutladı ve bu güne bu baharın gelip toprağın mis gibi koktuğu, kuzuların meleyip kuşların cıvıldadığı bugüne bayram dedi, nevruz dedi, bahar dedi… Bu bayram Türklerin Müslüman olmadan evvel tanıştığı ilk bayramdı ve onların ilk resmi ve dini bayramıydı. Ogün ki inançlarına göre rabbine şükran günüydü, zaten bayramların temel gayesi de şükran değil mi?
 
Bugün bu bayramı sahiplenen bu Türk geleneğini yaşatmaya çalışan tüm milletimizin bayramı kutlu olsun…