• BIST 94.896
  • Altın 281,722
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • İstanbul 19 °C
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu
  • Tekin; ‘Şişli’de yaşananlar İnönü ile Sarıgül'ün rant ve koltuk kavgasıdır’
  • İnönü gündemin kendi olduğu özel davet ettiği muhtarlar toplantısına katılmadı
  • ‘İnönü çıkar sağlıyor’ diyen danışmanı delilleri mahkemeye sundu

Soldan Siyaset

Turgut Yüksekdağ

Cumhuriyetin kurulduğu 1923’ten “Yeter söz milletindir” sloganı ile 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti’ye iktidarı devredene kadar ülkeyi yöneten Cumhuriyet Halk Partisi o tarihten sonra bir daha tek başına iktidarı göremedi. Sadece CHP değil Türkiye hiç tek başına sol iktidar görmedi.

77’de 1 ay (CHP azınlık hükümeti), 93’te 1,5 ay (SHP seçim hükümeti), 99’da 3,5 ay  (DSP azınlık hükümeti) istisnalarını da not olarak bir kenara koyalım.

1923 – 1950 arasındaki dönemin de yeni bir devletin kurulması, Atatürk’ün ölümü sonrası ve tüm dünyanın büyük kaosa sürüklendiği 2. Dünya Savaşı sürecini kapsadığının da altını çizmek gerek.

Yazının girişi bu şekilde olunca mırıldanmaların başladığını duyabiliyorum, “sol parti propagandası yapan birisi daha” diye. Hiç alakası yok. Ben de bu ülkedeki herkes gibi tüm partilere eşit mesafedeyim. Sadece fotoğrafın büyüğüne ama objektif olarak bakmak istiyorum.

Kendi işinizden örnekleme yapın. Sorumluluk hiç sizde olmamış ama tüm problemlerden siz sorumlu tutuluyorsunuz. Bir düşünün… Türkiye’deki solun içinde bulunduğu durum tam da budur.

Koalisyon dönemlerini bir kenara bırakırsak 50-60 arasında 10 Yıl DP, 65-71 yılları arasında 6 yıl AP, 83-91 arasında 8 yıl ANAP ve 2002’den bugüne kadar olan süreçte AKP tek başına ülkeyi yönetti. Yani geçen 65 yıllık sürecin neredeyse tamamında sağ bir şekilde hükümetin içinde yer alırken 37 yıllık süreçte de ülkeyi tek başına yönetmiş.

Geri kalan sürenin de önemli bölümünde ülkenin yönetiminde zaten askerler var.

Birçoğumuzun yaşı 20’li, 30’lu, 50’li, 60’lı yılları görmek için genç sayılabilir. Ama artık bilgiye ulaşmak çok kolay, okuyabiliyoruz, izleyebiliyoruz.

Şimdi net sorular ile gidelim.

Ülkenin şu anda içinde bulunduğu durumdan memnun musunuz?

Evet diyenler için ikinci bir sorum yok.

Hayır, değilim. Türkiye daha farklı bir yerde olmalıydı diyorsanız bunun sorumlusu CHP’dir, sol siyasettir diyebilir misiniz? Bu süreçte Bülent Ecevit dışında koalisyon hükümetlerine başbakanlık yapabilen ikinci bir isim bile çıkaramamış sol siyaset.

Ülkenin içinde bulunduğu durumdan memnun değilsek ve bundan CHP sorumlu ise bu nasıl oluyor? Verdikleri hangi kararlar ile sorgulayacağız CHP’yi?

Karşısında yer alanlar öyle bir anlatmış, öyle kötülemiş ki CHP bile öyle olduğuna inanmış. Herşeyin sorumlusu kendisiymiş gibi devamlı olarak savunmada kalıyor.

Oysa Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış, bir nesili savaşlarda kaybetmiş, Dünya’nın en büyük buhranı yaşadığı 2. Dünya Savaşı’nı yaşamış genç Türkiye Cumhuriyeti’nin o döneminde yapılan işler, açılan işletmeler listesine bir göz attığınızda “yok artık” diyorsunuz. Altını çizerek söylemek istiyorum ki bu işleri yapan da CHP değil Atatürk’tür. Bakmayın siz biz cumhuriyeti kuran partiyiz söylemlerine. Cumhuriyeti bir parti kurmadı, bunu görmemek için kör olmak lazım. CHP’nin çok partili hayatta kendi rüştünü ispat etmesi gerekiyor ama 65 yıldır buna muvaffak olabilmiş değil.

(1923-1950 yılları arasında Osmanlı’dan kalan borçların ödendiğini de not olarak belirtmek lazım. Osmanlı’dan kalan borçlar 1954 yılında bitirilmiştir. Osmanlı’dan kalan borçların %67’sini Türkiye öderken %11’ini Yunanistan geri kalanları da farklı ülkeler üstlenmiştir.)

1980 ihtilalinden sonra solun gördüğü en yüksek oy ANAP’ın tek başına iktidar olduğu 1987’de %33,5 (SHP + DSP + Bugünün HDP’si destekli) olmuş.

En düşük oy oranını da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında %19,4 (CHP) ile elde etmiş.

CHP’nin bugün koyduğu %35 hedefini eleştirirken bir de bu açıdan bakmak lazım.

1987’de yaklaşık 26 Milyon olan seçmen sayısının %93’ü oy kullanırken 2011’de yaklaşık 44 Milyon seçmenin %83’ü sandığa gitmiş.

 

Sol siyasetin söylemini şimdilik bir kenara bırakarak şu tespitleri yapabilir miyiz?

Türkiye seçmeni sağ bir seçmen grubundan oluşuyor.

Seçmen sayısı arttıkça solun aldığı oy daha da aşağı geliyor, yani yeni gelenlere sol bir şey vadetmiyor.

Duruşunu her geçen gün değiştiren sol siyasetin her dönem dalgalanan bir oy oranı var. Kemik oy olarak kabul edilebilecek oyu %10’lar seviyesinde sol siyasetin bu ülkede. Her seçim döneminde bunun üzerine çalışma yapılıyor.

Bu arada sol siyaset içinde görünen kendilerine “aydın” diyen kesimin her dönem sol siyasetten kaçacak bir bahane buluğunu da görmek lazım. Dün “yetmez ama evet” vardı bugün “başkanlık gelmesin diye HDP” var.

 

Neden bu kadar detaylı bilgi ile girdim konuya?

Seçim sürecinde biraz daha detaylı, biraz daha geniş açı ile bakalım istiyorum.

Ve bunun için de önce ana muhalefeti yani Sol Siyaseti biraz incelemek gerek diye düşünüyorum. 65 yıldır tek başına iktidarı görememiş bir siyasi anlayışın önümüzdeki seçimde büyük başarı kazanma şansını irdeleyebilirsek çok daha net sonuçlara ulaşabiliriz.

Bugüne kadar ulaştığı en yüksek nokta olan %33,5’in üzerine çıkması başarı olur mu? Evet. 2011’de elde ettiği %26’nın üzerine çıkması başarı olur mu? Evet. Neden?

Ulaşabilir mi? Maksimum ulaşabileceği rakamın %32’ler seviyesinde olabileceğini düşünüyorum ki o bile şu aşamada hayal.

Çünkü alınacak her %1’lik oy aynı düşüncedeki başka bir partiden gelmiyor, tamamen karşı bir siyasi anlayıştan geliyor ki bu çok ama çok daha zor.

Türkiye’de sol neden bu rakamları aşamıyor sorusunun yanıtı ise belki de başka bir yazının konusu. Uzun bir konu. Ama ana konu çok basit aslında;

Bugün ülke nüfusunun çok önemli bir bölümünü oluşturan genç nüfus özellikle 70, hatta 80 ihtilali sonrasında komünizm tehdidi ile büyüdü. Komünizm kötüdür, çok kötüdür algısı kazındı beyinlere. Komünizm karşıtlığı çok önemli bir misyon oldu. Ve bu ülkede komünizm doğal olarak sol siyaset ile özdeşleştirildi.

Bugünün Türkiye’sinde komünizm rahatlıkla ifade edilen, savunulan bir kavram olmakla, partileşebilmekle birlikte hala CHP ile anılıyor. CHP içindeki bazı isimler, bazı davranışlar da buna olanak tanıyor. Bu durumda komünizme, marjinal sola düşman olarak büyümüş bir neslin de rahatlıkla sola oy vermesi beklenmiyor.

Sol siyaset bunu aşabilmek için her dönem türlü yollar denedi, deniyor. Bugün meclisin en aktif partisi görünümündeki HDP’nin meclise girmesini sağlayan (en yük oyu aldığı 87 seçimlerinde SHP ile yaptığı işbirliği) sol siyaset bugün o bölgeden %5 bile oy alamıyor. Geçici bir çözümmüş demek ki.

Bazen türban diyor, bazen çarşaf diyor, alevilik diyor, cemaat diyor, sağ aday gösteriyor ama her dönem değişen bu fikirlerin sadece seçim için olduğu da net olarak anlaşılıyor. Bugünde ekonomik vaadler ile karşımızda sol siyaset. Belki de yıllardır yapması gerektiği gibi. Sosyal devlet anlayışının gereği gibi ayakta durması gerektiğini yeni fark ediyor. Sendikaların değil işçilerin yanında durduğu gün, her alanda özgürlüklerin yanında olduğu gün, her türlü illegal yapılanmaya karşı ilk önce karşı geldiği gün daha da başarılı olacaktır.

Soru net; sol kazanır mı?

Kazanamaz, en azından tek başına iktidar olamaz.

Yol doğru mu?

Belki de uzun yıllar sonra, 80 ihtilali sonrası ilk kez doğru bir yolda sol.

Buradan ilerler mi sorusu seçimde yüzde kaç alır sorusundan çok daha önemli.

Sahi, kaç alır sol?

Turgut Yüksekdağ / Twitter: @turgutyuksekdag

Bu yazı toplam 1050 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Şehri İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 65 41 | Faks : 0 212 217 65 50 | Haber Scripti: CM Bilişim